Sağlık

Kolorektal kanserlerin cerrahi tedavisi

Tüm diğer kanser çeşitleri gibi bağırsak kanseri olarak da bilinen kolorektal kanser de ne kadar erken bir evrede teşhis edilirse o denli iyi sonuç alınan bir hastalık. Bugün bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntülemesi ve rektal ultrasonografi gibi araştırma yöntemleri sayesinde tümörün yeri, tipi ve evresi tam bir doğrulukla saptanabiliyor.

Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Aziz Kaya, günümüzde tıp teknolojisinin cerrahiye sağladığı faydayı, “Tüm silahlarımızı tümörün üstüne doğrultmamıza ve hangi sıra uygunsa o sıra ile ateşlememize olanak sağlıyor.” diyerek açıklıyor.

Dr. Kaya, kolorektal kanserlerin cerrahi tedavisi ile ilgili merak edilen soruları cevaplandırdı.

Cerrahi açıdan bağırsak kanserlerinin tedavisi nasıl yapılıyor?

Günümüzde kolorektal kanserler ileri evrede dahi geçmişe göre oldukça başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Özellikle rektum kanserlerinde rektumun vücuttaki yerinin radyoterapiye elverişli oluşu nedeni ile tedavi potansiyelimiz daha da yükseliyor.

Geçmişte olsa kötü seyretmesini bekleyeceğimiz denli ilerlemiş bir rektum kanseri radyoterapi ve kemoterapi ile daha erken bir evreye çekilip cerrahi olarak daha kolay ve uzun vadeli sonuçları açısından çok başarılı bir şekilde ameliyat edilebiliyor. Bu olgu önemli ölçüde tanı teknolojisindeki ilerlemeye bağlı. Örneğin; geçmişte tümörün yalnızca varlığını ve hücresel özelliklerini yani uzak yayılım anlamına gelen metastazlardan çoğu kez ameliyat sırasında haberdar olabiliyorduk. O dönemde o metastazlara cerrahi olarak müdahale edilemeyeceği kanısı da yaygındı.

Bugün gelişmiş tıp teknolojisi sayesinde, tümörün bağırsak duvarını aşıp aşmadığı, lenf bezlerine ulaşıp, ulaşmadığı gibi önemli tanı unsurlarını yüzde yüze yakın bir doğrulukla saptayabiliyoruz. Dolayısı ile tümörün yeri, tipi ve evresi tam bir doğrulukla saptanabiliyor. Bu da tanıdan hemen sonraki aşamada ‘tüm silahlarımızı’ tümörün üstüne doğrultmamıza ve hangi sıra uygunsa o sıra ile ateşlememize olanak sağlıyor.

Geçmişte patolojiden hastanın patoloji raporu gelir, radyoterapinin gerekliliği ancak o zaman ortaya çıkar, hasta radyoterapiye sevk edilir ve orada ameliyat alanı ışınlanacak diye sağlıklı bir sürü bağırsak ışınlamaya maruz bırakılırdı. Şimdi hastaya eğer radyoterapi gerekli olacaksa baştan bilinip baştan uygulanıyor. Şimdi radyoterapinin iki tipini de, kısa ve uzun, tedavinin içine alıyoruz.

Nasıl bir tedavi protokolü uygulanacağına hasta ile birlikte karar veriliyor. Biz cerrah olarak radyoterapi uzmanı arkadaşlarımıza da hastamıza da hep uzun dönem, yani yirmi sekiz seansta yapılan radyoterapiyi kemoterapi ile birlikte öneriyoruz. Bu sayede radyoterapinin bitiminde konulan dört ila altı haftalık dinlenme süresi eklendiğinde, ameliyata kadar on iki, on üç haftalık bir süremiz oluyor ki, bu süre zarfında radyoterapi ve kemoterapi sayesinde tümörden gelmekte olan kanamanın durdurulmasının yanı sıra demir enjeksiyonları ile hastanın çoğu kez varolan anemisi düzeltiliyor ve sonrasında ameliyat için gerekli olan kan hastanın bizzat kendisinden alınabiliyor. Bu kanın hastaya geri verilmesine ototransfüzyon diyoruz ve bunun kolorektal kanserlerin iyi seyretmesi açısından önemli olduğu öteden beri biliniyor. Bu yaklaşım tıp yazınında da (literatür) bizim önerimiz olarak (Dr. Aziz Kaya ve Dr. Hovsep Hazar) yer almıştır.

Yazar hakkında

Alkan Kaya

Yorumla

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.