Sağlık

Kanserin tanısı nasıl konur?

Kanserin belirtisi ve kanser tanısının nasıl katıldığı ile alakalı bilgi almak istiyorsanız bu yazımızdan ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. 

Kanserlerin büyük bölümü ortaya koydukları belirtiler ya da hastanın (veya doktorunun) bir kütle veya anormal görünümlü bir oluşum saptamasıyla fark edilir. Az, ancak giderek artan sayıda kanser, herhangi bir anormallik olduğunu fark etmeyen, görünürde sağlıklı kişilerde yapılan testlerle belirlenir. Bu testlere tarama testi adı verilir.

BELİRTİLER

Kanserin yol açtığı belirtilerin çoğu, kanserle hiç ilişkisi olmayan görece önemsiz hastalıklarda da çok sık ortaya çıkar. Bu nedenle bazı kişiler belirtileri ciddiye almaz ve doktora başvurmakta gecikebilir.

Hasta doktora gitse bile, doktoru, bu evrede kanser gibi ciddi bir tanıyı dikkate almanın henüz gereksiz olduğunu düşünebilir.

Aslında bu bir çıkmazdır. Kanserden kaynaklanma olasılığı bulunan her türlü belirti için çok kapsamlı ve acil testler yapılması, sağlık kaynaklarının hızla tükenmesine yol açacağı gibi, pek çok hastada gereksiz kaygıya da neden olacaktır.

İnatçı belirtiler ya da belli bazı belirtiler varsa doktorun daha ciddi bir hastalığı düşünme olasılığı artar. Bazı belirtiler ise doğrudan ciddi bir olasılığı akla getirdiklerinden, hemen daha kapsamlı testlere başlanır.

Bir kanserin varlığına işaret edebilecek belirtiler arasında şunlar vardır.

İnatçı ve açıklanamayan
Öksürük
Nefes darlığı
Seste kalınlaşma
Yutma güçlüğü
Ağrı
Hazımsızlık
Kilo kaybı
Barsak alışkanlıklarında değişiklik
Vücuttaki herhangi bir delikten (örn. meme başı ya da vajina) akıntı
Ateş

Her türlü anormal kanama
Öksürük le kan gelmesi
Rektal kanama
Âdetler arası vajinal kanama
Cinsel birleşme sırasında kanama
Menopoz sonrası vajinal kanama
İdrarda kan
Derideki benlerde kanama

Yukarıdaki belirtilerden herhangi birinin bulunduğu kişiler hemen doktora başvurmalıdır. Bu tür belirtilerle doktora başvuran kişilerin büyük çoğunluğunda kanser saptanamaz, ancak kanser varsa bile, erken tanı çok önemlidir.

KÜTLELER VE ŞİŞLİKLER

Kanserlerin büyük bölümü vücudun derin dokularına yerleştiğinden, ancak az bir kısmı doktor muayenesinde saptanabilir; hastaların kendilerinde bu şekilde bir kütle saptama olasılığı daha da düşüktür. Öte yandan meme ya da boyunda veya koltukaltındaki lenf bezleri gibi organlarda ortaya çıkan daha yüzeysel kanserler, sıklıkla hasta tarafından bir kütle olarak fark edilir. Deri kanserlerinin çoğu da önce doktor tarafından değil, hasta tarafından fark edilmektedir.

Aslına bakılırsa, kütlelerin ya da derideki inatçı değişikliklerin ancak az bir kısmı kanser çıkar. Ancak meme, testis ya da başka bir bölgede şişlik veya giderek kötüleşen ve nedeni açıklanamayan bir ülser ya da ‘leke’ (özellikle deri benlerinin görünümündeki değişiklik) fark ederseniz, hemen doktora başvurmalısınız.

KANSER İÇİN TARAMA TESTLERİ

Kanserleri daha erken ve iyileştirilebilir bir aşamada saptamaya yönelik tarama testleri, bazı önemli kanser türlerine bağlı ölümleri azaltabilir. Ancak tarama testlerinin de kendilerine özgü sorunları vardır. Test sırasında bir anormallik saptanırsa (daha sonra sıklıkla bu anormalliğin kanser olmadığı anlaşılsa bile) hasta başka pek çok testten geçer ve gereksiz yere yoğun kaygı yaşar.

Tarama testlerinde kimi zaman çok yavaş büyüyen kanserler ya da fark edilmese bile herhangi bir soruna yol açmayacak olan pre-kanseröz oluşumlar saptanır. Bunun sonucunda bazı kişilere aslında gerekmeyen tedaviler uygulanabilir. Tarama testleri pahalıdır: erken tanının tedavinin başarısına ya da başarısızlığına yol açacak bir fark yarattığı bir kanser vakasının saptanması için genellikle çok sayıda kişinin taranması gerekir.

Meme kanseri taraması
50 yaş üzerindeki kadınlara 65 yaşına kadar her üç yılda bir, sonrası için de istedikleri zaman mamografi yaptırmaları önerilmektedir.

Röntgen filmlerinde saptanan anormalliklerin büyük kısmı kanserli olmasa da, bazılarında ek testler önerilmekte ve kimi zaman mikroskobik inceleme için dokudan küçük bir parça alınmaktadır (biyopsi). Bu anormalliklerin çok azının kanser ya da pre-kanseröz oluşumlar olduğu saptanır. Bu şekilde saptanan meme kanserleri genellikle küçüktür ve tarama testinin şifa olasılığını önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir.

Mamogram, meme kanserlerini daha erken ve tedavi edilebilir bir evrede saptamak amacıyla kullanılan X ışınlı meme görüntülemesidir.

Rahim boynu (serviks) kanseri taraması
Cinsel açıdan aktif olan kadınlarda 60-65 yaşına kadar her 3-5 yılda bir rahim boynu sürüntü testi (servikal smear) yapılmalıdır (hiç cinsel birleşmeye girmemiş kadınlarda bu kanser çok enderdir). Sürüntü testi sırasında rahim boynunun görüntülenebilmesi için, vajinaya spekulum adı verilen bir aygıt yerleştirilir. Yeterli sayıda hücre elde edebilmek için, tahtadan yapılmış bir spatula kullanılarak, serviks hafifçe kazınır. Bu sürüntüler bir parça cam üzerine yayılır ve mikroskop altında incelenir. İşlem bir miktar rahatsızlığa yol açsa da, normalde ağrılı değildir. Bu test kolayca tedavi edilebilen pre-kanseröz (ön kanser) oluşumları, ayrıca tamamen iyileşme oranının çok yüksek olduğu erken evrede, kanserleri de saptayabilir.

Servikal sürüntüde saptanan anormalliklerin çoğu küçük değişikliklerdir ve ek araştırma gerektirmez; bir kısmında ise sürüntü testinin tekrarlanması ya da belirli bir süre boyunca daha sık yapılması gerekir. Ancak, bazı anormalliklerde “kolposkopi” adı verilen daha ileri bir inceleme yapılması gerekir; bu işlemde bir büyüteç kullanılarak rahim boynu ışık altında incelenir. Anormal bölgelerden küçük örnekler alınabilir ya da “punch biyopsi” (zımba biyopsisi) yapılabilir. Bu işlem biraz rahatsızlık verse de ağrıya yol açmaz ve yalnızca 10 dakika kadar sürer.

Kansere dönüşme potansiyeli taşıyan alanlar saptandığında, buradaki hücreleri öldürmek için ek tedavi önerilir. Bu amaçla kullanılabilen tedaviler arasında lokal anesteziyle uygulanan ‘lazerle buharlaştırma’ (yoğunlaştırılmış bir ışın kullanılarak anormal hücreler yakılır), kriyoterapi (anormal hücreler ucu soğutulmuş bir sonda ile öldürülür) ve genel anesteziyle kullanılan diatermi (hücreler elektrikli bir sonda ile yakılır) bulunur.

Cinsel açıdan aktif kadınlar her 3-5 yılda bir sürüntü (smear) testi yaptırmalıdır.

Kolposkopide kadınların küçük bir kısmında daha ciddi bir anormallik olabileceğini düşündüren bulgular elde edilir ve genel anestezi altında ‘koni biyopsi’ yapılması gerekebilir (serviks kanalının iç tarafını döşeyen hücrelerin çıkartılması). Koni biyopsisi etkilenen dokuların tamamının çıkartılmasını sağlayabilir, ancak kimi zaman oluşumun daha derin katmanlara işlediği saptanır ve böyle durumlarda daha kapsamlı tedavi gerekir.

Çok az sayıda kadın serviks kanserinden ölmektedir ve bunların neredeyse %90′ı hiçbir zaman düzenli smear (sürüntü) testi yaptırmamış olan kadınlardır.

Diğer kanserlere yönelik tarama testleri
Son dönemdeki araştırmalarda, barsak tümörlerini erken evrede saptayan tarama testlerinin barsak kanserine bağlı ölümleri azaltabileceği gösterilmiştir. Bu testte, dışkıda çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük miktarda kanın varlığı araştırılır. Bu tür kanamalar genellikle kanser dışındaki nedenlerden kaynaklansa da, kolonoskopi ya da baryumlu grafi ile gerçekleştirilen ek testler henüz belirtilere yol açacak kadar büyümemiş olan kanserlerin saptanmasını sağlayabilir. Gelecekte, ‘dışkıda gizli kan’ testi daha da yaygınlaşacak gibi görünmektedir.

Prostat kanseri taraması, bu kanserler tarafından sıklıkla üretilen bir kimyasal maddenin (‘prostata özgü antijen’ ya da PSA) kandaki düzeylerinin ölçülmesi, fizik muayene ve ultrason görüntülemesiyle yapılabilir. Tarama sırasında bazı prostat kanserleri erken evrede saptanabilse de, kimi zaman tarama gereksiz tedaviye de yol açabilir. Başka nedenlerle ölen yaşlı erkeklerin çoğunun prostatlarında küçük kanserler saptanabilir. Yaşlılardaki kanserlerin çoğu yavaş büyür ve tedavi edilmediğinde hastanın geri kalan yaşamı boyunca soruna yol açma olasılığı azdır. Yine de son dönemdeki araştırmalar, taramanın prostat kanserine bağlı ölümleri azaltabildiğini düşündürmektedir.

Düzenli akciğer röntgeni ya da balgamın mikroskopik incelemesine dayanan akciğer kanseri taramasının yararlı olmadığı gösterilmiştir. Akciğer kanserlerinin büyük bölümünün akıbeti daha erken evrelerden başlayarak kötü olma eğilimindedir ve günümüzde bu hastalığa bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığı gösterilen tek yöntem sigaranın bırakılmasıdır.

AİLELERDE KANSER

Kuramsal olarak kansere karşı genetik bir yatkınlık taşıdığı bilinen (ya da bu tür bir risk taşıma olasılığı bulunan) kişilerin tarama testlerinden geçirilmesi mantıklıdır. Ancak kanserlerin %10′dan azı kalıtımsal nedenlere bağlıdır. Kanser yaygın bir hastalıktır ve aynı aileden iki ya da daha fazla kişiyi etkilediğinde, bunun yalnızca şansa bağlı olma olasılığı yüksektir. Kimi zaman kanserler sigara dumanı gibi paylaşılan bir çevresel etmenden kaynaklanabilir.

İki ya da daha fazla yakın akrabada (anne babalar, kız ya da erkek kardeşler) aynı kanser türü ya da bazen genetik bağlantısı olabilen farklı kanser türleri (örn. meme ve yumurtalık kanseri gibi) saptandığında, kalıtımsal kanserden kuşkulanılır. Kalıtımsal kanserlerin diğer belirtileri arasında genç yaşta kanser gelişmesi ya da çift taraşı (örn. her iki memede) veya çoğul tümör eğilimi bulunur.

Ailede güçlü bir kanser öyküsü olan kişilerin bazılarında kalıtımsal gen anormallikleri saptanabilir. Ancak bu gen anormalliklerinin varlığı mutlaka kanser gelişeceği anlamını taşımaz; öte yandan bazı genlerin kalıtım yoluyla geçmesi, belli bir evrede kanser gelişme riskini %80-90 ve hatta daha yüksek oranda artırabilir. Kimi zaman bir ailenin iki ya da daha fazla üyesinde herhangi bir özel genetik anormallik saptanamasa bile aynı kanser tipi gelişebilir. Bu durumda ailenin diğer üyelerinde çok yüksek düzeyde olmasa da kanser riski artabilir.

Ender görülen çeşitli kanser türlerine karşı yatkınlık kalıtım yoluyla geçebilir (örn. tiroid bezinde ve hormon üreten diğer bezlerdeki bazı kanserler). Daha yaygın kanser türleri dikkate alındığında zaman zaman kalıtımsal yolla geçen başlıca tiplerin kalın barsak kanserleri (kolon ve rektum), meme kanseri ve over (yumurtalık) kanseri olduğu görülmektedir. Barsak kanseri, bazen mutasyona uğramış “adenomatosis poliposis coli” (APC) geni ya da “kalıtımsal popiloz-dışı kolorektal kanser” (HNPCC) geninin kalıtım yoluyla geçmesi sonucunda ailelerde görülür.

Etkilenen kişilerin barsaklarında genç yaşta çok sayıda iyi huylu polip gelişir ve bunların neredeyse tamamı daha sonra kansere dönüşür.

Meme kanseri, vakaların yalnızca %5-10 kadarında kalıtımsaldır. fiimdiye değin iki önemli meme kanseri geni keşfedilmiştir: BRCA-1 ve BRCA-2. Kalıtımsal olarak mutasyonlu bir BRCA-1 ya da BRCA-2 geni taşıyan kadınlarda, yaşamlarının herhangi bir döneminde meme kanseri gelişme riski yaklaşık %85 düzeyindedir. Mutasyona uğramış BRCA-1 geni yumurtalık kanseri riskini de artırır. Ancak ailesinde meme kanseri öyküsü olan kadınların çoğunda kalıtımsal BRCA-1 ya da BRCA-2 mutasyonu yoktur. Bu kadınlarda meme kanseri riski biraz artsa da, genellikle risk düzeyi çok daha düşüktür (örn. annesinde ya da kız kardeşinde meme kanseri olanlarda %30′un altında).

Aile öykünüz nedeniyle kanser riskinizde artış olduğundan kaygılanıyorsanız, bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız. Belki de doktorunuz risk artışının korkulacak boyutlarda olmadığı konusunda sizi rahatlatabilecek bir uzmanla görüşmenizi sağlayabilir. Bir olasılık da, riskteki artışın yaklaşık ne düzeyde olduğunu belirlemektir.

Bazen bir kan örneğinin son derece karmaşık analizleriyle anormal bir genin var olup olmadığını araştırmak uygun olabilir. Ancak bu, kuşkuları olan kişinin testin olası sonuçlarını tüm boyutlarıyla kavramasını sağlayan çok ayrıntılı bir tartışmadan sonra gerçekleştirilmelidir. Dikkate alınması gereken sonuçlar arasında, kansere yatkın kılan bir gen saptandığında ne yapılacağı, yüksek risk taşıdığını bilerek yaşamanın nasıl bir duygu olduğu, diğer aile üyelerine ne söyleneceği, anne baba olmanın sonuçları ve yaşam sigortasına uygunluğun nasıl etkileneceği gibi pek çok konu vardır.

Yüksek riskli olduğu belirlenen kişiler için ne yapılabileceğine ilişkin öneriler kanserin türüne, hastanın koşullarına ve tercihlerine göre büyük ölçüde değişebilir. Kalıtımsal

barsak kanseri riski yüksek olan bir kişiye, ergenlikte ya da yirmili yaşlarda hastalığın gelişmesinden önce kalın barsağının ve rektumunun alınması önerilebilir. Böyle durumlarda ince barsak anüse bağlanabilir ve böylelikle bir “stoma” (ağız) açmak gerekmeyebilir.

Meme kanseri riski yüksek olan kadınlarda, en iyi koruyucu tedavi konusundaki seçim bu denli kolay değildir. Bazıları profilaktik amaçla (yani koruma amacıyla) her iki memenin alınmasını tercih eder (bu işleme bilateral mastektomi denir); ancak, bu işlemin gerçekleştirilmesi riski önemli ölçüde azaltsa da, bütünüyle ortadan kaldırmaz. Mastektomi sonrasında az miktarda meme dokusu kalan bazı kadınlarda kanser gelişmiştir. Bazı kadınlar ise düzenli uzman muayenesi ve mamografilerle yakından gözetim altında bulundurulmayı içeren bir programı seçer.

Yumurtalık kanseri riski yüksek olan kadınlar önlem amacıyla her iki yumurtalığın de ameliyatla çıkartılması yolunu seçebilir (bilateral ooforektomi); ancak bu işlemin de hastalık riskini tamamen ortadan kaldırmaması ilginçtir. Bir diğer seçenek, yumurtalık kanserini erken evrede saptamak amacıyla ultrason görüntülemesi ve yumurtalık kanseri tarafından üretilen bir tümör göstergesi olan CA-125 açısından kan testleri yapılmasıdır.

TIBBİ DEĞERLENDİRME

Yazar hakkında

Alkan Kaya

Yorumla

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.