Sağlık

EMDR nedir, uygulaması nasıl yapılır?

Herkesin geçmişinde büyüklü küçüklü travma yaşantıları vardır. Deprem, taciz, tecavüz gibi bir defada olan büyük travmalar olabileceği gibi çok göze çarpmayan ama süreklilik sergilediği için kişiyi ilerideki yaşantısında olumsuz etkileyebilecek olan küçük ve orta büyüklükte travmalar da vardır.

İkinci gruptakileri “olay” dan ziyade süreklilik arz eden “durumlar” olarak isimlendirmek sanırım daha doğru olur. Bu gruptakilerin kişi üzerinde ileriki yaşantılarında, büyük olarak nitelendirdiklerimizden daha az etki yapacaklarını söyleyemeyiz.

Bu tanımlamada büyük-küçük ayrımını yaparken kastedilenin daha çok dışarıdan bakan birisinin bu olayın ciddiyeti ile ilgili görüşü olduğu izlenimini ediniyoruz. Ancak psikolojik sağlık açısından önemli olan kişin bu olay ya da durumu iç dünyasında nasıl yaşadığıdır.

Kişi çocukluğunda yaşadığı ve bir başkasının travmatik olarak isimlendireceği bir durumun etkisi ile ileride psikolojik bir problem geliştirmek zorunda değildir. Aynı şekilde, dışarıdan bakan birisinin fark edemeyeceği ama kişinin çocukluğunda maruz kaldığı olumsuz bir olay ya da süre giden bir durum o kişinin ileride psikolojik bir sıkıntı geliştirmesine neden olabilir. Örneğin, babasının yaptığı şeyleri beğenmediğini ve büyük başarılar dışında yaptığı küçük şeyleri görmediğini algılayan bir çocuk bu süre giden deneyimlerin etkisi ile ileri de ancak çok başarılı olduğu durumlarda takdir edileceği hissine sahip olabilir ve enerjisinin büyük kısmını önemli gördüğü insanlardan büyük başarılar sağlayarak takdir almaya adayabilir.

Yukarıda tanımladığımız anlamda, yani kişinin ruhsal dünyasında uzun dönemli olumsuz etki yaratan bir durum olması anlamında bu durum tarvmatiktir. Diğer bir deyişle, küçüklüğünde bu kişinin maruz kaldığı durum o kişi üzerinde travmatik bir etki yaratmış ve o kişinin geleceğini etkilemiştir.

Diğer önemli bir husus da çocuklukta yaşanan olumsuz bir olayın ya da maruz kalınan bir durumun kişi tarafından tamamen unutulması ve bilinçaltına atılması ya da olay ya da durum hatırlanmasına rağmen duygusal etkisinin bastırılması nedeniyle ortaya çıkan durumdur. Böyle durumlarda kişi geçmişte yaşananların şimdiki problemi üzerinde etkisi olmadığını algılar ya da etkisi olduğuna dair herhangi bir farkındalığı yoktur.

Kişinin şimdiki zamanda yaşadığı korku, panik, depresyon, takıntı vb. psikolojik sıkıntıların nedeni ile ilgili bir fikri yoktur, bunlara anlam veremez ya da çok genel ifadelerle kötü bir çocukluk geçirdiğini söyler ya da belki de geçmişi ile ilgili hiçbir sıkıntısı olmadığını iddia eder.

Hatırlayalım ya da hatırlamayalım, bizde korku ya da kaygı yaratan olay ve durumları çağrıştıran şeylerden ileriki yaşantımızda korkmaya ve kaçınmaya devam edebiliyoruz. Korku ve kaygı konusuna dikkatimizi verip düşündüğümüzde, nedenini kavrayamasak da bir şeyden korktuğumuzu görebiliriz. Örneğin, korktuğumuz şeyin ne olduğunu bilebiliriz (bu şey örneğin kediler olabilir), ama bu korkunun nedenini bulamayız ve şiddetine bir anlam veremeyiz. Akşam evde yalnız kalmaktan korkuyoruzdur ama nedeni ile ilgili en ufak bir fikrimiz olmayabilir; tek bildiğimiz, her biri kendi başına travmatik olaylar olan evde tek başına kalma deneyimlerimiz esnasında ne kadar korktuğumuzdur. Kapalı yerlerden korkuyoruzdur, ancak bunun nedenini düşündüğümüzde 3 sene önce kapalı bir mekanda yaşadığımız panikten başka bir şey aklımıza gelmez; bu korkunun hala neden devam ettiği ile ilgili bir açıklamamız yoktur ya da kapalı yerdeki ilk kaygı deneyimimizin nedeni ile ilgili bir açıklama getiremeyebiliriz.

Benzer bir şekilde, korku duyduğumuz anda korktuğumuz şeyin ne olduğunu dahi bilmeyebiliriz ya da bilsek de korku seviyemizin korkulan şeyin gerçekten yarattığı tehlike ile çok orantısız olduğunu ya da hiç ilgisi olmadığını söyleriz. Örneğin, topluluk içinde konuşmaktan çok korkuyoruzdur, nedeni sorulduğunda sadece “rezil olmaktan çok korkuyorum” deriz ya da ortaokulda sınıfta yaşadığımız bir sözlü sınavındaki başarısızlığımızdan bahsederiz ama erişkin yaşantımızda bu korkuyu neden bu şiddette yaşadığımızı bir türlü anlayamayız. Bütün bu durumlarda iç konuşmamız şuna benzer; “biliyorum bundan korkmam çok anlamsız / çok abartılı ama ne yapayım engel olamıyorum”. Mantığımla duygularım sanki ayrı dillerden konuşuyorlardır.

Bazen korkudan korkma kendi başına travmatik bir durum olmaya başlar. Kişi korkacağını ya da kaygılanacağı hissettiği durumlardan kaçınır, hayatını korkusunu tetikleyeceğini düşündüğü durumlardan kaçınmak üzerine kurmaya başlar. İşi denizin karşı yakasındaysa ve vapura binmekten korkuyorsa karşı yakaya taşınabilir ya da işini değiştirebilir. Burada kişinin yaşadığı her korku deneyimi, ister korktuğu şeyle yüzleştiği bir durum olsun (vapurda panik atak yaşamak), isterse sadece bu durumla ilgili düşünceler olsun (vapurda panik atak yaşayacağını düşünüp kaygılanmak), kendi başına travmatik bir deneyim olabilir. Bu korku deneyimi öyle bir iz bırakabilir ki kişi benzer bir korku ya da kaygıyı yaşayacağını inandığı her durumdan kaçar. Yani korkmanın kendisi travmatik bir deneyim olmuştur.

İnsan, durup dururken psikolojik bir problem geliştirmez. İstisnalar, fizyolojik bir temeli olan ve kişide aynı zamanda psikolojik sıkıntı yaratan durumlardır; örneğin kronik bir fiziksel rahatsızlığı olan kişinin bu durumdan ötürü yaşadığı sıkıntılar bu gruba dahildir. Farkında olunan ya da olunmayan nedenler her zaman vardır. Bu durumlara istisna, tekrar etmek gerekirse fiziksel temelli psikolojik rahatsızlıklardır. Burada belki de daha fazla vurgulanması gereken farkında olunmayan nedenlerdir.

Psikolojik sıkıntıdan muzdarip bir kişi kendisini kötü hissederken hayatında her şeyin iyi olduğunu dolayısıyla da yardıma ihtiyacı olmadığını savunabilir. Böyle bir durumda iyileşme şansını da yitirmiş olur. Çoğu zaman sıkıntılarımızın kaynağı ile ilgili farkındalığımızı kaybediyoruz. Sıkıntılarımızın kökenleri ile ilgili bilgiler bilincimizden çıkıyor ama duygusal etkileri varlıklarını sürdürüyorlar. Sıkıntımızın neden(ler)inin farkında olamamamız sıkıntımızın neden(ler)i olmadığını göstermez. Şimdiki ruh halimizi etkileyen bir geçmişimizin olduğu fikri, bu geçmişten kurtulamayacağımızı düşündürtüp bizi bazen korkutsa da kaçınılmaz bir fikirdir aslında. Kötü olan, şimdiki hayatımızın, geçmişimizde yaşadığımız ve maruz kaldığımız olumsuz olaylar ve durumlar nedeniyle sıkıntılı geçiyor olmasından ziyade bu durumla ilgili bir şey yapamayacağımızı düşünmektir. Diğer bir deyişle, sorun bizi etkileyen bir geçmişimizin olması değil bu geçmişin olumsuz etkisinden kurtulamıyor olmamızdır.

Sorunu bu şekilde görebildiğimizde geçmişimizdeki olumsuz olayların ya da durumların bizi etkilemelerinin nasıl önüne geçebileceğimiz sorusu gündeme gelir. Geçmişimizi değiştiremeyiz ama o geçmiş yaşantıların bizim üzerimizdeki travmatik olumsuz etkilerini azaltabilir hatta ortadan kaldırabiliriz. Bunun nasıl yapılabileceği ile ilgili birçok yöntem zaman içinde ortaya atılmış ve ruh sağlığı ile ilgilenen uzmanlarca bunlar denenmiştir. Aşağıda son döneme damgasını vurmuş, oldukça umut vaat eden ve benim de yaygın bir şekilde kullandığım ve son derece etkili sonuçları kısa sürelerde aldığım bir psikoterapi yöntemi üzerinde kısaca bilgi verileceğim.

EMDR nasıl yararlı olur?

Herkesin hayatında büyük küçük travmatik yaşantıların olduğunu söylemiştik. Klinik deneyim bize çoğu psikolojik problemin temelinde bu travmatik yaşantıların etkileri olduğunu göstermektedir. İnsanlar fiziksel yaralanmalara maruz kalabilecekleri gibi psikolojik yaralanmalara da maruz kalırlar. Beynin kaynakları uygun koşullar olduğunda bu yaraları iyileştirir. Beynimiz nasıl ki fiziksel bir yarayı aşırı olumsuz şartlar olmadığı zaman kendi kendisine iyileştirebiliyorsa travmatik olayların yol açtığı psikolojik yaralanmaları da beynimiz iyileştirme potansiyeline ve eğilimine sahiptir. Bu doğal bir eğilimdir, normal şartlarda harekete geçirilmesi gereken bir süreç değildir. Ancak bazı durumlarda bu doğal iyileşme süreci bazı nedenlerden ötürü kesintiye uğrar. Nasıl ki fiziksel yarayı steril bir ortamda tutamazsak ve olumsuz dış etkilerden koruyamazsak o yaranın iyileşme süreci aksarsa, aynı şekilde yaşanan olumsuz olayın yol açtığı psikolojik yaralanma da uygun olmayan koşulların varlığında kendi kendini iyileştiremez. Travmatik yaşantıların ne zaman olduğu, ne kadar sürdüğü, uzman yardımı alınıp alınmadığı, olumsuz yaşantının kişi için olan anlamı, travmatik yaşantı sonrasında kişinin çevresine adapte olmakta ne kadar zorlandığı, çevrenin desteği gibi değişkenler kişinin bu yaşantılar nedeni ile ileride psikolojik sorun yaşayıp yaşayamayacağı üzerinde etkilidir.

Şimdiki zamanda meydana gelen bir takım tetikleyici olaylar ya da durumlar, geçmişte olan ve kişi için halen bir sıkıntı kaynağı olan olumsuz düşünceleri, sahneleri, duyguları ve beden duyumsamalarını harekete geçirebilmektedir. Hâlbuki normal bir iyileşme sürecinde, geçmişteki olumsuz bir olayı hatırlasak bile o olayın duygusal içeriğini o olayın yaşandığı günkü kadar hissetmeyiz.

Sağlıklı bir süreçte beyin kişinin yaşadığı olumsuz yaşantının etkilerini zamanla işler. Beynin bu doğal bilgi işleme süreci sonucunda kişi eski travmatik olayı hatırlasa da bu olayla ilgili ya çok az rahatsızlık duyar ya da duymaz. Bazen bu doğal bilgi işleme süreci tıkanıklığa uğrar ve yaşanan olumsuz olay ya da olaylarla ilgili resim, düşünce ve duygular işlenmeden kalırlar. Bu tıkanmışlık kişide geçmişin etkisinden kurtulamama hissini yaratır. Mantık bu olayın geçmişte kaldığını söylese de kişi yaşadığı olumsuzluğun duygusal etkisinden kurtulamaz. Sekteye uğrayan işlemleme, travmatik anının, diğer anılar gibi doğal işlemlerden geçerek depolanmasını önlemektedir. Aşağıda bu sürecin nörofizyolojik çerçevede nasıl olduğuna dair bazı görüşler yer almaktadır.

EMDR (Eye Movement Desensitization and Reprocessing / Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)’nin travmatik deneyimlerle ilişkili olduğu bilinen limbik sistem ve amigdalaya etki ettiği öne sürülmektedir (van der Kolk, 1996). EMDR’nin iki yönlü uyarımı içeren tedavi prosedüründe, nörobiyolojik mekanizmaları uyardığı, epizodik anıların harekete geçmesine katkıda bulunarak bu anıların kortikal semantik hafızaya entegre olmasını hızlandırdığı öne sürülmektedir (Stickgold, 2002). Buradan, beyinde farklı bellek sistemlerinin olduğu ve yaşantıların farklı yönlerinin bu alanlara depolandığı çıkarımını yapabiliriz. Stickgold (2002), konu ile ilgili yazısında bu doğrultuda fikir bildiren ve beyinde farklı bellek sistemlerinin olduğuna dair veriler sunan araştırmacıların görüşlerini bir araya getirmiştir Farklı şekillerde oluşan ve beynin farklı bölgelerinde yer alan üç temel bellek sistemi olduğu büyük çoğunluk tarafından kabul görmektedir. Bunlar algısal temsil sistemi, epizodik bellek sistemi ve anlamsal hafıza sistemidir. Travmatik etkinin, travmatik anıların uzun süreler boyunca belirli epizodik hafıza alanlarında sıkışması ile oluştuğu düşünülmektedir. Episodik hafızanın semantik hafıza sistemine dönüştürülememesi ve entegre edilememesinin böylece epizodik hafıza alanında depolanan anının ve bu anının güçlü duygulanım etkisinin sürmesinin travma ile ilgili stres bozukluklarına yol açtığı düşünülmektedir.

Adaptif bilgi işleme sürecinin travma sonucunda nasıl engellendiğini açıklamada nöro-görüntüleme çalışmalarının da önemli veriler sağladığını görüyoruz (van der Kolk, 1996). Araştırma sonuçları, travmatik anı kişinin zihninde canlandığında, beynin sağ yarım küresinde, özellikle duygusal canlanma ile ilişkili alanlarda (limbik sistemin özellikle amigdala ile ilişkili alanlarında) aktivite düzeyinin arttığını göstermektedir. Travmatik anı hatırlandığında, sol yarım kürede bulunan ve kişisel deneyimlerin sözelleştirilmesinden sorumlu Broca alanının işlevsel olmadığı görülmektedir. Travmatik deneyimler, somatik duyumlar ve duygulanım durumları olarak saklandıklarından, daha önceden geçerli olan semantik veya analitik işlemleme çabaları yetersiz kalmaktadır. Travmatik anılar, sağ hemisferde ve beynin limbik alanında saklanmakta olduğundan sadece sözel terapilerle işlemlemek zordur. EMDR, yetersiz kalan bilgi işlemleme sürecini harekete geçirerek travmatik anıların adaptif biçimde yeniden entegre edilmesini kolaylaştırmaktadır.

EMDR’nin amacı, kişinin olumsuz yaşantı ile ilgili bilgiyi hızlı bir şekilde işlemesini sağlamaktır. Psikolojik problemlerin birçoğunda sorun, olumsuz olayın olmasından ziyade bu olayla ilgili olumsuz duyguların işlenememesi ile ilgilidir. EMDR ile çift yönlü uyarma sırasında, danışandan sıkıntı veren sahne, düşünce, duygu ve beden duyumsamasına odaklanması istenir. Bu süreç sonucunda geçmişte daha önceden sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı harekete geçmekte yetersiz kalmış olan adaptif bilgi işleme süreci harekete geçer ve geçmişte yaşanan olumsuz olay ya da durumun yol açtığı duygusal sıkıntının kaldığı yerden işlenmesi sağlanır. Amaç sadece danışanın duyduğu sıkıntıyı azaltmak değil aynı zamanda geçmişteki olumsuz olay ya da durumla ilgili negatif inancının yeni bir pozitif inanç ile yer değiştirmesi ve danışanın davranışsal değişimlerle daha optimal seviyede işlevsellik göstermesini sağlamaktır. EMDR tedavisi tek bir travma söz konusu olduğunda 1 ila 4 seans arasında, sonuçlanabilmektedir. Daha zor problemler söz konusu olduğunda tedavinin süresi uzayabilmektedir.

Yazar hakkında

Alkan Kaya

Yorumla

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.